✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
İnceleme ✦ 13 DAKİKA GENİŞ OKUMA · MATBAA METNİ

Azerbaycan Sineması İkinci Dünya Savaşı Döneminde: 1940’lı Yıllar

Doktora Öğrencisi, Selçuk Üniversitesi: Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo - Televizyon Bilim DalıÖZET Temelleri 1898 yılına dayanan Azerbaycan sineması, 1920 yılından itibaren ...

Doktora Öğrencisi, Selçuk Üniversitesi: Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo - Televizyon Bilim Dalı


ÖZET

Temelleri 1898 yılına dayanan Azerbaycan sineması, 1920 yılından itibaren Sovyet sinema sanatının bir parçası olarak gelişimini sürdürmüştür. Sovyet dönemi boyunca propaganda söylemleri ve ideolojik temsiller çerçevesinde biçimlenen Azerbaycan sineması, 1970’li yıllardan itibaren artan konu çeşitliliği ve gerçekçi yaklaşımın belirginleşmesiyle özgün bir sinema dili geliştirme sürecine girmiştir. Bu makale, Azerbaycan sinema tarihinin 1940’lı yıllardaki konumunu incelemektedir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Sovyet sinemasında genel bir durgunluk gözlemlense de, savaşın ilk günlerinden itibaren geniş kitleleri bilgilendirmek üzere kısa metrajlı savaş belgeselleri ve haber filmleri çekilmeye başlanmıştır. Bu dönemde çekilen filmler, savaşın yıkıcı etkilerini ve acımasız yüzünü yansıtırken, aynı zamanda çoğunlukla yaşanmış kahramanlık hikâyelerinin izlerini taşımaktaydı. Savaşın sona ermesiyle birlikte Sovyet sinema endüstrisi genelinde belirgin bir durgunluk dönemi yaşanmaya başlamıştır. Savaş sonrası dönemde ise Sovyetler Birliği, ağır yıkıma uğrayan sanayi altyapısını yeniden inşa etmek ve bozulan ekonomik yapıyı canlandırmak amacıyla geniş mali kaynaklar ayırmak zorunda kalmıştır. Yeniden yapılanmaya yönelik harcamalar, devlet bütçesinden sinema sektörüne yalnızca sınırlı kaynak aktarılmasına neden olmuş ve bu durum, konulu film üretiminde geçici bir duraklama dönemini beraberinde getirmiştir. Bu olumsuz gelişmeler, Sovyet sinemasının genel tarihine olduğu kadar Azerbaycan sinema tarihine de doğrudan yansımıştır.

 Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Sineması, Sovyet Dönemi, İkinci Dünya Savaşı Dönemi


GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşı döneminde Sovyet sineması, tam anlamıyla bir durgunluk içerisinde bulunmaktaydı. Savaşın ilk günlerinden itibaren, daha geniş kitlelere bilgi aktarmak amacıyla kısa metrajlı savaş belgeselleri ve haber filmleri üretilmeye başlanmıştır. Sovyet sineması, savaş yıllarında “Her şey cephe için, her şey zafer için!” sloganı çerçevesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Zor şartlar altında çekilen, birlik ve beraberlik duygularını ön plana çıkaran aktüalite filmleri ve savaş belgeselleri, askerlerin kahramanlıklarını, cephe gerisindeki ağır yaşam koşullarını ve verilen mücadeleleri ele almıştır. Bakü Sinema Stüdyosu’nda yönetilen “Beş Dakikalık Konser”, “Vatan İçin”, “Şarkılar ve Şiirler”, “Bakü Savaşıyor”, “Kardeşlik Yardımı”, “Mektuba Cevap”, “Şifa Nağmesi”, “Vatan Oğlu”, “Bahtiyar” gibi yapımlar, mücadele ruhu temaları aracılığıyla, özellikle barış ve kahramanlık duygularının aşılanmasına odaklanmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sürecinde, Azerbaycan belgesel sinemasının yönetmen ve kameraman ekipleri, cephe hattına giderek savaş anlarını ve askerlerin kahramanlıklarını belgelemeye yönelik çalışmalar yürütmüştür. Kaydedilen bu etkileyici görüntüler, dayanıklılığı teşvik etmek amacıyla özel gösterimler kapsamında çeşitli cephe bölgelerine dağıtılmıştır. Azerbaycan sinemacıları, bu zorlu ve tehlikeli görevlerin yerine getirilmesinde kayda değer katkılar sağlamıştır. Öte yandan, sansür uygulamaları ve film politikalarındaki kararlar nedeniyle konulu film üretimi azalmış, bunun yerine tanıtım ve belgesel film yapımına öncelik verilmiştir.

1940-1949 yılları arasında üretilen Azerbaycan belgesel sineması yapımları, özellikle savaş temalarını işleyen çeşitli örnekler sunmaktadır. Bu dönemde çekilen “Hazar Denizcileri”, “Azerbaycan Coğrafyası”, “Vatan Uğruna”, “Bakü Petrolcüleri”, “Zafer Bayramı”, “Cephe Arkasında”, “Yirminci Bahar”, “Kayalardan Yol” ve “Büyük Yol” gibi filmler, hem dönemin tarihsel koşullarını hem de toplumun kültürel belleğini yansıtan belgesel anlatılar olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu döneme ait örneklerden, 1944 yapımı ve Azerbaycan’ın ilk kadın film yönetmeni Gemer Salamzade tarafından yönetilen, besteleri Tofik Kuliyev’e ait olan “Şifa Nağmesi” belgeseli, sağlık çalışanlarının savaş dönemindeki özverili çabalarını yansıtmaktadır. Aynı dönemde, yönetmenliğini Grigori Aleksandrov’un üstlendiği ve besteleri Kara Karayev’e ait “Hazar Denizcileri” ise denizcilerin kahramanlığını belgelemektedir (Kazımzade, 2003b: 46-47).

 1.      1940’lı Yıllarda Azerbaycan Sineması

1940 yılında, yönetmenler Ağarıza Kuliyev ve Grigori Braginski’nin ortak çalışması olarak çekilen “Yeni Horizon” filmi, Azerbaycan petrol endüstrisinin gelişim sürecini sinema dili aracılığıyla yansıtmaktadır. Senaryosu yazar İmran Kasımov’a ait olan bu yapım, yeni petrol yataklarının keşfi, üretim sürecinde yaşanan zorlukları ve ortaya çıkan çelişkileri ele alır. Ünlü tiyatro oyuncularını bir araya getiren yapımın temel teması, üretim sürecinde uygulanan geleneksel yöntemlere karşı verilen mücadele ve daha etkili yöntemlerin benimsenmesinin teşvik edilmesi üzerine inşa edilmiştir. 1941 yılında çekilen “Sebuhi” filmi, Azerbaycan’ın önemli maarifçilerinden dramaturg Mirze Feteli Ahundzade’nin (1812-1878) sanat yaşamını ve hayat öyküsünü konu edinir. Yapım, on bölümden oluşmakta olup, yönetmenliğini Rıza Tehmasib ve A. Beknazarov üstlenmektedir. Filmin senaryosu, edebiyatçı ve eleştirmen Mikail Refili tarafından kaleme alınmış, müzikleri ise Tofik Kuliyev tarafından bestelenmiştir. Senaryosu Ebdürehman Minski tarafından yazılan iki bölümlük biyografik “Vatan Oğlu” (1941) ve senaryosu Enver Memmedhanlı’ya ait iki bölümlük “Bahtiyar” (1942) kısa metraj filmleri ise Ağarıza Kuliyev’in yönetmenliğinde tamamlanmıştır (Kazımzade, 2003a: 34-35).

1942 yılında çekilen iki bölümlük kısa metraj ‘Sovkat’ filminin yönetmenliğini Hüseyin Seyidzade ile Niyazi Bedelov üstlenmiştir. Yazar İmran Kasımov’un senaryosuna dayanan film, savaş döneminde insanların yaşam mücadelesini, karşılıklı dayanışmasını, yardımseverliğini ve dostluk bağlarını konu edinir. Başrolünü Leyla Bedirbeyli’nin üstlendiği ve çekimleri Lahıc’ta gerçekleştirilen filmde, yönetmenler ayrıca savaş öncesinde Enver Memmedhanlı’nın kaleme aldığı senaryo üzerine çekimlerine başlanan lakin tamamlanamayan ‘Ayna’ filmine ait mevcut materyallerden de yararlanmıştır (Dadaşov, 2009: 147; Kazımzade, 2002: 50).

1943 yılında Aleksandr İvanov ve Nikolay Leşşenko tarafından çekilen “Sualtı Kayık T-9” filmi, İkinci Dünya Savaşı döneminde denizcilerin karşılaştığı zorlukları ve sergiledikleri kahramanlık örneklerini sunar. Aynı yıl çekilen ‘Bir Aile’ ise savaş ortamında çeşitli milletlerden insanların birbirleriyle kurduğu dostluk ve toplumsal dayanışma ilişkilerini sinemasal bir çerçevede ön plana çıkarır. Rıza Tehmasib, Mikail Mikailov ve Grigori Aleksandrov’un yönetmenliğini üstlendiği yapım, birbirine bağlı üç öyküden oluşur. Gösterimi 1953 yılına kadar yasaklanan yapımın müzikleri, Azerbaycan sinemasının unutulmaz eserlerine imzasını atan Kara Karayev tarafından bestelenmiştir (Kazımzade, 2003a: 36).

1947 ve 1950 yılları arasında yaşanan “Duraklama Dönemi” sürecinde, senaryosunu yazar Enver Memmedhanlı ile Mehdi Hüseyin’in kaleme aldığı, yönetmenliğini Yefim Dzigan’ın üstlendiği ve Zeyneb Kazımova’nın ikinci yönetmen olarak görev aldığı “Feteli Han” (1947) filmi çekilmiştir (Dadaşov, 2009: 128). 1950 yılında, Grigori Koltunov ve Yevgeni Pomeşşikov’un senaryosundan uyarlanan “Bakü'nün Işıkları” ise Rıza Tehmasib, Aleksandr Zarhi ve İosif Heyfits’in ortak yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmıştır. Her iki film, dönemin sansür uygulamaları nedeniyle uzun yıllar boyunca gösterime girememiştir; “Bakü'nün Işıkları” 1958 yılında, “Feteli Han” ise 1959 yılında izleyici kitlesiyle buluşabilmiştir (Kazımzade, 2003a: 38; İsmailov, 2008: 71).

2.      “Arşın Mal Alan” Eseri: Sahneden Beyaz Perdeye

1945 yılında, savaş sonrası dönemde, Azerbaycan müzik kültürünün önemli isimlerinden Üzeyir Hacıbeyov’un ünlü opereti “Arşın Mal Alan”, sinema uyarlamasıyla beyaz perdeye aktarılmıştır. Gerek özgün konusu gerekse dönemin seçkin sanatçılarından oluşan kadrosuyla dikkat çeken, mizahi öğelerle harmanlanan film, yasaklanma tehlikesine rağmen gösterime girmeyi başarmış ve uluslararası ölçekte geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. 1941 yılının başlarında planlanan çekimler, savaşın başlamasıyla ortaya çıkan çeşitli zorluklara rağmen 1945 yılında tamamlanarak beyaz perdede yerini almıştır (Dadaşov, 2015: 69).

Hacıbeyov’un 1913 yılında tamamladığı “Arşın Mal Alan” müzikal komedisi, devrim öncesi aile ilişkilerinin tasviri ve eski geleneklerin eleştirisi üzerine yoğunlaşmıştır. Azerbaycan müzik kültüründe kendine özgü bir konuma sahip olan ve dünya sahnelerinde başarıyla sergilenen bu önemli eser, Azerbaycan kadınlarının hak ve özgürlük mücadelesini merkeze alırken, aynı zamanda toplumun sevgi ve aile değerlerine ilişkin derin bir bakış açısını da ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda, özellikle vurgulanması gereken önemli bir bilgi şudur: 1916 yılının sonlarında, Azerbaycan sinemasının sessiz film döneminde Arşın Mal Alan, “Filma” Hissedarlar Cemiyeti tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Dönemin Bakü sahnelerinde yoğun ilgi gören bu komedinin başarısı, yapımcıları eseri beyaz perdeye taşıma kararını almaya yönlendirmiştir. Yedi bölümden oluşan filmin yönetmenliğini Boris Svetlov, kameramanlığını ise Grigori Lemberg üstlenmiş; başrolde Hüseyinkulu Sarabski yer almıştır. Ancak Hacıbeyov'un kendi itirazı üzerine film, gösterime girdikten kısa bir süre sonra yayından kaldırılmıştır (İsmailov, 2001: 28; Kuliyev, 2009: 65).

Defalarca tiyatro sahnesinde başarıyla sergilenen “Arşın Mal Alan”, yıllar sonra yazar Sabit Rehman’ın senaryosu ve Rıza Tehmasib ile Nikolay Leşşenko’nun yönetmenliğinde Bakü Sinema Stüdyosu’nda yeniden sinemaya uyarlanmıştır. Azerbaycan türkülerinin ve bestelerinin dünya çapında tanıtılmasında öncü isimlerden biri olan Reşid Behbudov, filmde Esger rolünü üstlenmiştir. Film, kısa süre içinde kazandığı uluslararası başarıyla Behbudov’un sanat yaşamında önemli bir dönüm noktası oluşturmuş, aynı zamanda Azerbaycan müzik kültürünün evrensel düzeyde tanıtımına katkıda bulunan kalıcı bir eser olarak değer kazanmıştır. Zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çeken siyah-beyaz müzikal film, Sovyetler Birliği’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinde de gösterime girerek büyük başarı kazanmış ve geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır.

1965 yılında, Üzeyir Hacıbeyov’un doğumunun 80. yıl dönümü anısına eser bir kez daha beyaz perdeye aktarılmış, renkli uyarlamanın yönetmenliğini Tofik Tağızade üstlenmiştir.

 3.      Filmin Konusu: Değerler ve Kadının Toplumsal Konumu 

Film, iki ana karaktere odaklanır ve olay örgüsü, bu karakterlerin yaşadığı deneyimler ve etkileşimler çevresinde kurgulanır. Film, zengin bir tüccar olan genç Esger’in evlenebilmek amacıyla arşın malcı kılığına bürünmesi üzerine iki aile arasında yaşanan olayları konu alır. Reşid Behbudov’un canlandırdığı Esger, filmin iki temel karakterinden biridir. Esger evlilik isteğini dile getirdiğinde, en yakın dostu Süleyman ve iyi kalpliliğiyle bilinen Cahan teyze, bu habere büyük bir sevinçle karşılık verir. Cahan teyze, dönemin geleneği olan görücü usulü evliliği önerir. Ancak Esger, bu geleneğe karşı çıkarak seçimini kendi iradesi doğrultusunda gerçekleştirmek ister; bu süreçte yalnızca kalbinin sesini dinleyerek evlenmeyi tercih eder. Bu nedenle Esger, “Ben önce kızı görmeli, sevmeli ve ondan sonra evlenmeliyim” diye şart koşar. Cahan teyze, bu isteği şaşkınlıkla karşılar ve dönemin toplumsal koşulları çerçevesinde böyle bir dileğin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını dile getirir.

Zira Esger’in arzusu, dönemin kültürel yapısıyla örtüşmemekte; beğeneceği bir kızı bulması ise bir hayli müşkül görünmektedir. Nitekim Esger, kendisi de bu güçlüğün üstesinden nasıl geleceğini bilemez. Bu süreçte dostu Süleyman, ona destek olur ve karşılaştıkları bu müşkül duruma birlikte bir çözüm bulurlar. Böylelikle, evlenme arzusunda kararlı olan Esger, dostu Süleyman’ın tavsiyesini dinleyerek arşın malcı, yani kumaş satıcısı kılığına bürünür. Kumaşlarla dolu bohçasını omuzlayıp “Arşın Mal Alan” diye seslenerek evleri, sokakları dolaşan Esger, gönlünce birini bulma şansını elde eder; yalnızca bu şekilde gönlüne uygun birini seçme olanağına kavuşabilecektir.

Filmin diğer ana karakteri, Leyla Bedirbeyli’nin canlandırdığı Gülçöhre’dir; evlilik konusundaki görüş ve davranışları ise Esger’in tutumuyla büyük ölçüde benzerdir. Bir gün Soltan Bey’in kapısına giderek bohçasını açıp kumaş ve örtüleri gösteren Esger, Soltan Bey’in kızı Gülçöhre’ye âşık olur. Gülçöhre de Esger’e karşı aynı duyguları besler. Ancak kızının yoksul bir arşın malcıya âşık olduğunu öğrenen baba, bu evliliğe onay vermez. Gülçöhre, babasının zengin bir evlilik konusundaki baskısına rağmen kararından vazgeçmez; evlilikte sevgiyi temel bir ön koşul olarak görür. Esger, Gülçöhre’nin de kendisine karşı karşılıklı duygular beslediğinden emin olduktan sonra, teyzesini Soltan Bey’in kapısına kız istemek üzere gönderir. Soltan Bey, Cahan teyzeyi görünce onu beğenir ve evlenmeye karar verir. Ardından, Esger’in isteği doğrultusunda kız istemeye giden dostu Süleyman ise Soltan Bey’in kardeşi kızı Asya’ya gönül verir. Sevgi ve irade temalarının işlendiği film, sevgililerin sonunda bir araya gelmesiyle ve mutlu bir sonla noktalanır.

Derinlemesine incelendiğinde, Arşın Mal Alan’da en belirgin biçimde öne çıkan temel unsurun, ailenin sevgi temeli üzerinde inşa edilmesine atfedilen önem olduğu anlaşılmaktadır. Filmin temel düşüncesi, karşılıklı sevgi olgusuna dayandırılmış olup, aynı zamanda bazı gelenek ve göreneklerin yol açtığı olumsuzluklara eleştirel bir bakış sunar. Olay örgüsü, Esger’in toplum tarafından kabul edilmesi güç olan ‘görmek, beğenmek, evlenmek’ isteği ve Gülçöhre’nin sevgiye dayalı evlilik arzularının, dönemin geleneksel değerleriyle çatışması üzerine inşa edilmiştir. Hikâye, Esger’in geleneksel görücü usulüne karşı çıkarak kendi arzularını dile getirmesiyle başlar ve film boyunca gelişen tüm karşıtlıklar da bu temel isteğin etrafında şekillenir. Toplumun modern yönelimlerini düşünceleri aracılığıyla görünür kılan Esger, bu tutumuyla aynı zamanda dönem gençliğinin isteklerini dile getiren ve onların beklentilerini yansıtan bir temsil aracına dönüşür.

Ayrıca, filmde kadın özgürlüğüne yapılan vurgu, eserin temel temalarından biri olarak öne çıkar ve bu özgürlüğün temsilcisi olarak Gülçöhre, merkezî bir karakter hâline gelir. Eser, kaleme alındığı dönemin toplumsal sorunlarını ortaya koyarken, kadın özgürlüğü ve haklarının savunulması ile kadınların esaretten kurtulma isteğini, tüm engellere rağmen başarıya ulaşan aşk temasıyla birlikte etkili bir biçimde ifade eder. Kendi sevgisine ve değerlerine sadık kalarak inandığı yolda ilerleyen Gülçöhre, bu tutumuyla hem bireysel özgürlüğün hem de toplumsal yeniliğin simgesine dönüşür.

Genel olarak değerlendirildiğinde, eserde dönemin evlilik ve kadına bakış açısı eleştirel bir bakışla sunulur; gençlerin sevgiye dayalı tercihleri ve özgür karar alma süreçlerinde karşılaştıkları zorluklar ise dramatik ve komik öğelerle aktarılır. Eski geleneklerin yaşam üzerindeki olumsuz etkileri ve kadına karşı yaklaşımlar, eleştirel bir perspektif ve mizahi bir dil eşliğinde sunulur. Bu yaklaşım, izleyiciyi mizah aracılığıyla eğlendirirken aynı zamanda toplumsal ve bireysel konular üzerine düşünmeye sevk ederek eleştirel bir sorgulamaya yönlendirir. Böylece, gelişen olaylar sayesinde derinlik kazanan mizah, hem toplumsal gerçekleri açığa çıkarma hem de eleştirel bir perspektifle değerlendirme olanağı sağlar.

SONUÇ

Azerbaycan sinema tarihinde, 1940’lı yıllarda savaşın yıkıcı etkilerini konu alan filmlerin büyük bir kısmı, gerçek kahramanlık öykülerinden ilham alınarak beyaz perdeye aktarılmıştır. Savaş sonrası dönemde ise sanayi altyapısının yeniden inşası ve ekonomik canlanmanın öncelik kazanması nedeniyle sinema sektörüne ayrılan kaynaklar kısıtlanmış; bu bağlamda, Sovyet sineması ve dolayısıyla Azerbaycan sineması geçici bir duraklama dönemi yaşamıştır. Tüm yönleriyle ele alındığında, ‘Arşın Mal Alan’, dönemin en kayda değer yapımlarından biri olarak değerlendirilir. Hem kurgusal yapısı hem de usta oyuncu kadrosu ile öne çıkan film, mizahi sahneleriyle izleyici üzerinde etkili bir izlenim bırakır. Yasaklanma tehlikesine rağmen gösterime girmeyi başaran film, Sovyetler Birliği’nin yanı sıra uluslararası ölçekte de yoğun ilgi görmüştür. 1953 itibarıyla Sovyet sinemasındaki duraklama dönemi sona ermiş ve Azerbaycan sineması, önceki zorlu yılların ardından yeniden ivme kazanmıştır; film üretimi artmış ve konu çeşitliliği önemli ölçüde zenginleşmiştir. Bakü Film Stüdyosu’nda görev yapan sinemacılar arasında Rusya Devlet Sinematografi Enstitüsü mezunu yönetmen, senarist, kameraman, sanat yönetmeni ve oyuncu sayısı giderek artmış; bu gelişme, filmlerin içerik ve yönetim biçimlerinde meydana gelen değişikliklerle birlikte Azerbaycan sinemasının gelişimine kayda değer katkılar sunmuştur.

 

KAYNAKÇA:

Dadaşov, Aydın (2009). ‘Kinoşünaslık’. Derslik. Bakü: Elm ve Tahsil.

Dadaşov, Aydın (2015). ‘Azerbaycan Kinosu: Mevzu, Strüktür, Üslup, Janr’. Monografiya. Bakü: CBS.

İsmailov, Tofik (2001). ‘Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi: Azerbaycan Cumhuriyeti Sinema Tarihi’. 3 Ciltte. Cilt 1. İstanbul: Türk Güzel Sanatlar Vakfı.

İsmailov, Tofik (2008). ‘Türk Halklarının Kino Sanatı’. Bakü: Çaşıoğlu.

Kazımzade, Aydın (2002). ‘Azerbaycan Kinematografçıları. Portreler’. Cilt 1. Bakü: Mütercim

Kazımzade, Aydın (2003a). ‘Azerbaycan Kinosu: 1898-2002. Filmlerin İzahlı Kataloğu’. 2 Ciltte. Cilt 1. Bakü: Nağıl Evi.

Kazımzade, Aydın (2003b). ‘Azerbaycan Kinosu: 1898-2002. Filmlerin İzahlı Kataloğu’. 2 Ciltte. Cilt 2. Bakü: Nağıl Evi.

Kuliyev, Rafik (2009). ‘Azerbaycan Sessiz Kinosunun Tasvir İrsi’. Bakü: Tahsil.

✂ · ESERİN SONU · ✦