Azerbaycan Sineması İkinci Dünya Savaşı Döneminde: 1940’lı Yıllar
Doktora
Öğrencisi, Selçuk Üniversitesi: Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Radyo - Televizyon Bilim Dalı
ÖZET
Temelleri 1898 yılına
dayanan Azerbaycan sineması, 1920 yılından itibaren Sovyet sinema sanatının bir
parçası olarak gelişimini sürdürmüştür. Sovyet dönemi boyunca propaganda
söylemleri ve ideolojik temsiller çerçevesinde biçimlenen Azerbaycan sineması,
1970’li yıllardan itibaren artan konu çeşitliliği ve gerçekçi yaklaşımın belirginleşmesiyle
özgün bir sinema dili geliştirme sürecine girmiştir. Bu makale, Azerbaycan
sinema tarihinin 1940’lı yıllardaki konumunu incelemektedir. İkinci Dünya
Savaşı yıllarında Sovyet sinemasında genel bir durgunluk gözlemlense de, savaşın
ilk günlerinden itibaren geniş kitleleri bilgilendirmek üzere kısa metrajlı
savaş belgeselleri ve haber filmleri çekilmeye başlanmıştır. Bu dönemde çekilen
filmler, savaşın yıkıcı etkilerini ve acımasız yüzünü yansıtırken, aynı zamanda
çoğunlukla yaşanmış kahramanlık hikâyelerinin izlerini taşımaktaydı. Savaşın
sona ermesiyle birlikte Sovyet sinema endüstrisi genelinde belirgin bir
durgunluk dönemi yaşanmaya başlamıştır. Savaş sonrası dönemde ise Sovyetler
Birliği, ağır yıkıma uğrayan sanayi altyapısını yeniden inşa etmek ve bozulan
ekonomik yapıyı canlandırmak amacıyla geniş mali kaynaklar ayırmak zorunda
kalmıştır. Yeniden yapılanmaya yönelik harcamalar, devlet bütçesinden sinema
sektörüne yalnızca sınırlı kaynak aktarılmasına neden olmuş ve bu durum, konulu
film üretiminde geçici bir duraklama dönemini beraberinde getirmiştir. Bu
olumsuz gelişmeler, Sovyet sinemasının genel tarihine olduğu kadar Azerbaycan
sinema tarihine de doğrudan yansımıştır.
Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Sineması, Sovyet Dönemi, İkinci Dünya Savaşı Dönemi
GİRİŞ
İkinci
Dünya Savaşı döneminde Sovyet sineması, tam anlamıyla bir durgunluk içerisinde
bulunmaktaydı. Savaşın ilk günlerinden itibaren, daha geniş kitlelere bilgi aktarmak
amacıyla kısa metrajlı savaş belgeselleri ve haber filmleri üretilmeye
başlanmıştır. Sovyet sineması, savaş yıllarında “Her şey cephe için, her şey zafer için!” sloganı çerçevesinde çalışmalarını
sürdürmüştür. Zor şartlar altında çekilen, birlik ve beraberlik duygularını ön
plana çıkaran aktüalite filmleri ve savaş belgeselleri, askerlerin
kahramanlıklarını, cephe gerisindeki ağır yaşam koşullarını ve verilen
mücadeleleri ele almıştır. Bakü Sinema Stüdyosu’nda yönetilen “Beş Dakikalık Konser”, “Vatan İçin”, “Şarkılar
ve Şiirler”, “Bakü Savaşıyor”, “Kardeşlik Yardımı”, “Mektuba Cevap”, “Şifa
Nağmesi”, “Vatan Oğlu”, “Bahtiyar” gibi yapımlar, mücadele ruhu temaları
aracılığıyla, özellikle barış ve kahramanlık duygularının aşılanmasına
odaklanmıştır.
İkinci
Dünya Savaşı sürecinde, Azerbaycan belgesel sinemasının yönetmen ve kameraman ekipleri,
cephe hattına giderek savaş anlarını ve askerlerin kahramanlıklarını belgelemeye
yönelik çalışmalar yürütmüştür. Kaydedilen bu etkileyici görüntüler, dayanıklılığı
teşvik etmek amacıyla özel gösterimler kapsamında çeşitli cephe bölgelerine
dağıtılmıştır. Azerbaycan sinemacıları, bu zorlu ve tehlikeli görevlerin yerine
getirilmesinde kayda değer katkılar sağlamıştır. Öte yandan, sansür
uygulamaları ve film politikalarındaki kararlar nedeniyle konulu film üretimi
azalmış, bunun yerine tanıtım ve belgesel film yapımına öncelik verilmiştir.
1940-1949 yılları arasında üretilen Azerbaycan belgesel sineması yapımları, özellikle savaş temalarını işleyen çeşitli örnekler sunmaktadır. Bu dönemde çekilen “Hazar Denizcileri”, “Azerbaycan Coğrafyası”, “Vatan Uğruna”, “Bakü Petrolcüleri”, “Zafer Bayramı”, “Cephe Arkasında”, “Yirminci Bahar”, “Kayalardan Yol” ve “Büyük Yol” gibi filmler, hem dönemin tarihsel koşullarını hem de toplumun kültürel belleğini yansıtan belgesel anlatılar olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu döneme ait örneklerden, 1944 yapımı ve Azerbaycan’ın ilk kadın film yönetmeni Gemer Salamzade tarafından yönetilen, besteleri Tofik Kuliyev’e ait olan “Şifa Nağmesi” belgeseli, sağlık çalışanlarının savaş dönemindeki özverili çabalarını yansıtmaktadır. Aynı dönemde, yönetmenliğini Grigori Aleksandrov’un üstlendiği ve besteleri Kara Karayev’e ait “Hazar Denizcileri” ise denizcilerin kahramanlığını belgelemektedir (Kazımzade, 2003b: 46-47).
1. 1940’lı Yıllarda Azerbaycan Sineması
1940
yılında, yönetmenler Ağarıza Kuliyev ve Grigori Braginski’nin ortak çalışması
olarak çekilen “Yeni Horizon” filmi,
Azerbaycan petrol endüstrisinin gelişim sürecini sinema dili aracılığıyla yansıtmaktadır.
Senaryosu yazar İmran Kasımov’a ait olan bu yapım, yeni petrol yataklarının
keşfi, üretim sürecinde yaşanan zorlukları ve ortaya çıkan çelişkileri ele
alır. Ünlü tiyatro oyuncularını bir araya getiren yapımın temel teması, üretim
sürecinde uygulanan geleneksel yöntemlere karşı verilen mücadele ve daha etkili
yöntemlerin benimsenmesinin teşvik edilmesi üzerine inşa edilmiştir. 1941
yılında çekilen “Sebuhi” filmi, Azerbaycan’ın
önemli maarifçilerinden dramaturg Mirze Feteli Ahundzade’nin (1812-1878) sanat
yaşamını ve hayat öyküsünü konu edinir. Yapım, on bölümden oluşmakta olup,
yönetmenliğini Rıza Tehmasib ve A. Beknazarov üstlenmektedir. Filmin senaryosu,
edebiyatçı ve eleştirmen Mikail Refili tarafından kaleme alınmış, müzikleri ise
Tofik Kuliyev tarafından bestelenmiştir. Senaryosu Ebdürehman Minski tarafından
yazılan iki bölümlük biyografik “Vatan
Oğlu” (1941) ve senaryosu Enver Memmedhanlı’ya ait iki bölümlük “Bahtiyar” (1942) kısa metraj filmleri
ise Ağarıza Kuliyev’in yönetmenliğinde tamamlanmıştır (Kazımzade, 2003a:
34-35).
1942
yılında çekilen iki bölümlük kısa metraj ‘Sovkat’
filminin yönetmenliğini Hüseyin Seyidzade ile Niyazi Bedelov üstlenmiştir.
Yazar İmran Kasımov’un senaryosuna dayanan film, savaş döneminde insanların
yaşam mücadelesini, karşılıklı dayanışmasını, yardımseverliğini ve dostluk
bağlarını konu edinir. Başrolünü Leyla Bedirbeyli’nin üstlendiği ve çekimleri
Lahıc’ta gerçekleştirilen filmde, yönetmenler ayrıca savaş öncesinde Enver
Memmedhanlı’nın kaleme aldığı senaryo üzerine çekimlerine başlanan lakin tamamlanamayan
‘Ayna’ filmine ait mevcut materyallerden de yararlanmıştır (Dadaşov,
2009: 147; Kazımzade, 2002: 50).
1943
yılında Aleksandr İvanov ve Nikolay Leşşenko tarafından çekilen “Sualtı Kayık T-9” filmi, İkinci Dünya
Savaşı döneminde denizcilerin karşılaştığı zorlukları ve sergiledikleri
kahramanlık örneklerini sunar. Aynı yıl çekilen ‘Bir Aile’ ise savaş ortamında çeşitli milletlerden insanların
birbirleriyle kurduğu dostluk ve toplumsal dayanışma ilişkilerini sinemasal bir
çerçevede ön plana çıkarır. Rıza Tehmasib, Mikail Mikailov ve Grigori
Aleksandrov’un yönetmenliğini üstlendiği yapım, birbirine bağlı üç öyküden
oluşur. Gösterimi 1953 yılına kadar yasaklanan yapımın müzikleri, Azerbaycan
sinemasının unutulmaz eserlerine imzasını atan Kara Karayev tarafından
bestelenmiştir (Kazımzade, 2003a: 36).
1947 ve 1950 yılları arasında yaşanan “Duraklama Dönemi” sürecinde, senaryosunu yazar Enver Memmedhanlı ile Mehdi Hüseyin’in kaleme aldığı, yönetmenliğini Yefim Dzigan’ın üstlendiği ve Zeyneb Kazımova’nın ikinci yönetmen olarak görev aldığı “Feteli Han” (1947) filmi çekilmiştir (Dadaşov, 2009: 128). 1950 yılında, Grigori Koltunov ve Yevgeni Pomeşşikov’un senaryosundan uyarlanan “Bakü'nün Işıkları” ise Rıza Tehmasib, Aleksandr Zarhi ve İosif Heyfits’in ortak yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmıştır. Her iki film, dönemin sansür uygulamaları nedeniyle uzun yıllar boyunca gösterime girememiştir; “Bakü'nün Işıkları” 1958 yılında, “Feteli Han” ise 1959 yılında izleyici kitlesiyle buluşabilmiştir (Kazımzade, 2003a: 38; İsmailov, 2008: 71).
2. “Arşın Mal Alan” Eseri: Sahneden Beyaz Perdeye
1945
yılında, savaş sonrası dönemde, Azerbaycan müzik kültürünün önemli isimlerinden
Üzeyir Hacıbeyov’un ünlü opereti “Arşın
Mal Alan”, sinema uyarlamasıyla beyaz perdeye aktarılmıştır. Gerek özgün
konusu gerekse dönemin seçkin sanatçılarından oluşan kadrosuyla dikkat çeken,
mizahi öğelerle harmanlanan film, yasaklanma tehlikesine rağmen gösterime
girmeyi başarmış ve uluslararası ölçekte geniş bir izleyici kitlesine
ulaşmıştır. 1941 yılının başlarında planlanan çekimler, savaşın başlamasıyla
ortaya çıkan çeşitli zorluklara rağmen 1945 yılında tamamlanarak beyaz perdede
yerini almıştır (Dadaşov, 2015: 69).
Hacıbeyov’un
1913 yılında tamamladığı “Arşın Mal Alan” müzikal komedisi, devrim öncesi aile
ilişkilerinin tasviri ve eski geleneklerin eleştirisi üzerine yoğunlaşmıştır. Azerbaycan
müzik kültüründe kendine özgü bir konuma sahip olan ve dünya sahnelerinde başarıyla
sergilenen bu önemli eser, Azerbaycan kadınlarının hak ve özgürlük mücadelesini
merkeze alırken, aynı zamanda toplumun sevgi ve aile değerlerine ilişkin derin
bir bakış açısını da ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda, özellikle
vurgulanması gereken önemli bir bilgi şudur: 1916 yılının sonlarında, Azerbaycan
sinemasının sessiz film döneminde Arşın Mal Alan, “Filma” Hissedarlar Cemiyeti
tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Dönemin Bakü sahnelerinde yoğun ilgi gören
bu komedinin başarısı, yapımcıları eseri beyaz perdeye taşıma kararını almaya
yönlendirmiştir. Yedi bölümden oluşan filmin yönetmenliğini Boris Svetlov,
kameramanlığını ise Grigori Lemberg üstlenmiş; başrolde Hüseyinkulu Sarabski
yer almıştır. Ancak Hacıbeyov'un kendi itirazı üzerine film, gösterime
girdikten kısa bir süre sonra yayından kaldırılmıştır (İsmailov, 2001: 28;
Kuliyev, 2009: 65).
Defalarca
tiyatro sahnesinde başarıyla sergilenen “Arşın Mal Alan”, yıllar sonra yazar
Sabit Rehman’ın senaryosu ve Rıza Tehmasib ile Nikolay Leşşenko’nun
yönetmenliğinde Bakü Sinema Stüdyosu’nda yeniden sinemaya uyarlanmıştır. Azerbaycan
türkülerinin ve bestelerinin dünya çapında tanıtılmasında öncü isimlerden biri
olan Reşid Behbudov, filmde Esger rolünü üstlenmiştir. Film, kısa süre içinde kazandığı
uluslararası başarıyla Behbudov’un sanat yaşamında önemli bir dönüm noktası
oluşturmuş, aynı zamanda Azerbaycan müzik kültürünün evrensel düzeyde
tanıtımına katkıda bulunan kalıcı bir eser olarak değer kazanmıştır. Zengin
oyuncu kadrosuyla dikkat çeken siyah-beyaz müzikal film, Sovyetler Birliği’nin
yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinde de gösterime girerek büyük başarı
kazanmış ve geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır.
1965
yılında, Üzeyir Hacıbeyov’un doğumunun 80. yıl dönümü anısına eser bir kez daha
beyaz perdeye aktarılmış, renkli uyarlamanın yönetmenliğini Tofik Tağızade
üstlenmiştir.
3. Filmin Konusu: Değerler ve Kadının Toplumsal Konumu
Film,
iki ana karaktere odaklanır ve olay örgüsü, bu karakterlerin yaşadığı
deneyimler ve etkileşimler çevresinde kurgulanır. Film, zengin bir tüccar olan
genç Esger’in evlenebilmek amacıyla arşın malcı kılığına bürünmesi üzerine iki
aile arasında yaşanan olayları konu alır. Reşid Behbudov’un canlandırdığı
Esger, filmin iki temel karakterinden biridir. Esger evlilik isteğini dile
getirdiğinde, en yakın dostu Süleyman ve iyi kalpliliğiyle bilinen Cahan teyze,
bu habere büyük bir sevinçle karşılık verir. Cahan teyze, dönemin geleneği olan
görücü usulü evliliği önerir. Ancak Esger, bu geleneğe karşı çıkarak seçimini
kendi iradesi doğrultusunda gerçekleştirmek ister; bu süreçte yalnızca kalbinin
sesini dinleyerek evlenmeyi tercih eder. Bu nedenle Esger, “Ben önce kızı görmeli, sevmeli ve ondan sonra evlenmeliyim” diye
şart koşar. Cahan teyze, bu isteği şaşkınlıkla karşılar ve dönemin toplumsal koşulları
çerçevesinde böyle bir dileğin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını dile getirir.
Zira
Esger’in arzusu, dönemin kültürel yapısıyla örtüşmemekte; beğeneceği bir kızı
bulması ise bir hayli müşkül görünmektedir. Nitekim Esger, kendisi de bu
güçlüğün üstesinden nasıl geleceğini bilemez. Bu süreçte dostu Süleyman, ona
destek olur ve karşılaştıkları bu müşkül duruma birlikte bir çözüm bulurlar.
Böylelikle, evlenme arzusunda kararlı olan Esger, dostu Süleyman’ın tavsiyesini
dinleyerek arşın malcı, yani kumaş satıcısı kılığına bürünür. Kumaşlarla dolu
bohçasını omuzlayıp “Arşın Mal Alan” diye seslenerek evleri, sokakları dolaşan
Esger, gönlünce birini bulma şansını elde eder; yalnızca bu şekilde gönlüne
uygun birini seçme olanağına kavuşabilecektir.
Filmin
diğer ana karakteri, Leyla Bedirbeyli’nin canlandırdığı Gülçöhre’dir; evlilik
konusundaki görüş ve davranışları ise Esger’in tutumuyla büyük ölçüde
benzerdir. Bir gün Soltan Bey’in kapısına giderek bohçasını açıp kumaş ve
örtüleri gösteren Esger, Soltan Bey’in kızı Gülçöhre’ye âşık olur. Gülçöhre de
Esger’e karşı aynı duyguları besler. Ancak kızının yoksul bir arşın malcıya
âşık olduğunu öğrenen baba, bu evliliğe onay vermez. Gülçöhre, babasının zengin
bir evlilik konusundaki baskısına rağmen kararından vazgeçmez; evlilikte
sevgiyi temel bir ön koşul olarak görür. Esger, Gülçöhre’nin de kendisine karşı
karşılıklı duygular beslediğinden emin olduktan sonra, teyzesini Soltan Bey’in
kapısına kız istemek üzere gönderir. Soltan Bey, Cahan teyzeyi görünce onu
beğenir ve evlenmeye karar verir. Ardından, Esger’in isteği doğrultusunda kız
istemeye giden dostu Süleyman ise Soltan Bey’in kardeşi kızı Asya’ya gönül
verir. Sevgi ve irade temalarının işlendiği film, sevgililerin sonunda bir
araya gelmesiyle ve mutlu bir sonla noktalanır.
Derinlemesine
incelendiğinde, Arşın
Mal Alan’da en belirgin biçimde öne çıkan temel unsurun, ailenin
sevgi temeli üzerinde inşa edilmesine atfedilen önem olduğu anlaşılmaktadır. Filmin
temel düşüncesi, karşılıklı sevgi olgusuna dayandırılmış olup, aynı zamanda
bazı gelenek ve göreneklerin yol açtığı olumsuzluklara eleştirel bir bakış
sunar. Olay örgüsü, Esger’in toplum tarafından kabul edilmesi güç olan ‘görmek, beğenmek, evlenmek’ isteği ve Gülçöhre’nin
sevgiye dayalı evlilik arzularının, dönemin geleneksel değerleriyle çatışması
üzerine inşa edilmiştir. Hikâye, Esger’in geleneksel görücü usulüne karşı
çıkarak kendi arzularını dile getirmesiyle başlar ve film boyunca gelişen tüm karşıtlıklar
da bu temel isteğin etrafında şekillenir. Toplumun modern yönelimlerini
düşünceleri aracılığıyla görünür kılan Esger, bu tutumuyla aynı zamanda dönem
gençliğinin isteklerini dile getiren ve onların beklentilerini yansıtan bir
temsil aracına dönüşür.
Ayrıca,
filmde kadın özgürlüğüne yapılan vurgu, eserin temel temalarından biri olarak
öne çıkar ve bu özgürlüğün temsilcisi olarak Gülçöhre, merkezî bir karakter
hâline gelir. Eser, kaleme alındığı dönemin toplumsal sorunlarını ortaya
koyarken, kadın özgürlüğü ve haklarının savunulması ile kadınların esaretten
kurtulma isteğini, tüm engellere rağmen başarıya ulaşan aşk temasıyla birlikte
etkili bir biçimde ifade eder. Kendi sevgisine ve değerlerine sadık kalarak
inandığı yolda ilerleyen Gülçöhre, bu tutumuyla hem bireysel özgürlüğün hem de
toplumsal yeniliğin simgesine dönüşür.
Genel olarak değerlendirildiğinde, eserde dönemin evlilik ve kadına bakış açısı eleştirel bir bakışla sunulur; gençlerin sevgiye dayalı tercihleri ve özgür karar alma süreçlerinde karşılaştıkları zorluklar ise dramatik ve komik öğelerle aktarılır. Eski geleneklerin yaşam üzerindeki olumsuz etkileri ve kadına karşı yaklaşımlar, eleştirel bir perspektif ve mizahi bir dil eşliğinde sunulur. Bu yaklaşım, izleyiciyi mizah aracılığıyla eğlendirirken aynı zamanda toplumsal ve bireysel konular üzerine düşünmeye sevk ederek eleştirel bir sorgulamaya yönlendirir. Böylece, gelişen olaylar sayesinde derinlik kazanan mizah, hem toplumsal gerçekleri açığa çıkarma hem de eleştirel bir perspektifle değerlendirme olanağı sağlar.
SONUÇ
Azerbaycan
sinema tarihinde, 1940’lı yıllarda savaşın yıkıcı etkilerini konu alan
filmlerin büyük bir kısmı, gerçek kahramanlık öykülerinden ilham alınarak beyaz
perdeye aktarılmıştır. Savaş sonrası dönemde ise sanayi altyapısının yeniden
inşası ve ekonomik canlanmanın öncelik kazanması nedeniyle sinema sektörüne
ayrılan kaynaklar kısıtlanmış; bu bağlamda, Sovyet sineması ve dolayısıyla
Azerbaycan sineması geçici bir duraklama dönemi yaşamıştır. Tüm yönleriyle ele
alındığında, ‘Arşın
Mal Alan’, dönemin en kayda değer yapımlarından biri olarak
değerlendirilir. Hem kurgusal yapısı hem de usta oyuncu kadrosu ile öne çıkan
film, mizahi sahneleriyle izleyici üzerinde etkili bir izlenim bırakır.
Yasaklanma tehlikesine rağmen gösterime girmeyi başaran film, Sovyetler
Birliği’nin yanı sıra uluslararası ölçekte de yoğun ilgi görmüştür. 1953
itibarıyla Sovyet sinemasındaki duraklama dönemi sona ermiş ve Azerbaycan
sineması, önceki zorlu yılların ardından yeniden ivme kazanmıştır; film üretimi
artmış ve konu çeşitliliği önemli ölçüde zenginleşmiştir. Bakü Film
Stüdyosu’nda görev yapan sinemacılar arasında Rusya Devlet Sinematografi
Enstitüsü mezunu yönetmen, senarist, kameraman, sanat yönetmeni ve oyuncu
sayısı giderek artmış; bu gelişme, filmlerin içerik ve yönetim biçimlerinde
meydana gelen değişikliklerle birlikte Azerbaycan sinemasının gelişimine kayda
değer katkılar sunmuştur.
KAYNAKÇA:
Dadaşov,
Aydın (2009). ‘Kinoşünaslık’. Derslik.
Bakü: Elm ve Tahsil.
Dadaşov,
Aydın (2015). ‘Azerbaycan Kinosu: Mevzu,
Strüktür, Üslup, Janr’. Monografiya. Bakü: CBS.
İsmailov,
Tofik (2001). ‘Türk Cumhuriyetleri Sinema
Tarihi: Azerbaycan Cumhuriyeti Sinema Tarihi’. 3 Ciltte. Cilt 1. İstanbul: Türk Güzel Sanatlar
Vakfı.
İsmailov,
Tofik (2008). ‘Türk Halklarının Kino
Sanatı’. Bakü: Çaşıoğlu.
Kazımzade,
Aydın (2002). ‘Azerbaycan
Kinematografçıları. Portreler’. Cilt 1. Bakü: Mütercim
Kazımzade,
Aydın (2003a). ‘Azerbaycan Kinosu:
1898-2002. Filmlerin İzahlı Kataloğu’. 2 Ciltte. Cilt 1. Bakü: Nağıl Evi.
Kazımzade,
Aydın (2003b). ‘Azerbaycan Kinosu:
1898-2002. Filmlerin İzahlı Kataloğu’. 2 Ciltte. Cilt 2. Bakü: Nağıl Evi.
Kuliyev,
Rafik (2009). ‘Azerbaycan Sessiz
Kinosunun Tasvir İrsi’. Bakü: Tahsil.