Bozkırın Kalabalığı
Bozkır, bir zamanlar denizdi. Dün gökyüzü boşluğunun altında
masmavi uzanırken tüm gücüyle zamana ve şartlara direndi. Çorak görünüşüne
inat; düşleri yeşerten, hayalleri filizlendiren, uzakları gösteren bereketiyle
bugün de umut doludur. Bozkır; denize ve yeşile alışkın olanlara saman sarısı,
ağaçsız bir coğrafya gibi gelir. Bir çeşit sonsuzluk hissi düşürür ufka; susuz
bir deniz gibi. Hülasa edilmez bir güzelliktir o.
Şehir ve Bozkır
Dar alanları, sınırlı mekânları, sıkışık zamanlarıyla şehir
insanı kuşatır. Duvarları, düşleri de sınırlar. Bozkır ise kuşatmaz; engindir,
uzaklara ve bilinmeyene çeker. Bir zamanlar tüm bunların altında bir deniz
oluşunu hatırlatan bozkırlar, bugün modernizmin bozduğu çağın kırıklarını da
saklıyor. Bu “unutuş çağı”nda her şey gibi insanlığımız da nasibini alıyor.
Kalabalıklardaki Yalnızlar
Şehirler, yabancılaştıkça çoğalan yalnız insanlarla dolar.
Peki, kimdir bu bozkırın suskunluğunu bozan kalabalıklar içindeki yalnızlar?
Şehrin yollarında kendi kendine konuşanlar; tek başına
yaşamayı tercih edenler; ailesiyle bağı kopanlar; yaşlılar; zararlı
alışkanlıkların kıyısında kurtarılmayı bekleyenler; mülteciler…
Bu insanlar, şehrin her yerinde yalnızlığını paylaşacak
insanları bekler.
Bozkırın sadeliği, renksizliği ve kıt kanaat koşulları
bilumum canlıyı suskunlaştırır.
Şehrin bozkırındaki kalabalıkların hikâyeleri de süssüzdür.
Görmeden, bilmeden, anlamadan yaşamak kolay gelir onlara. Yalnızlığın suçu mu
bu, yoksa bu yalnızlığı üretenler mi suçlu? Okur karar versin.
Ada’nın Bozkırı
Bozkır, ona benzemeyeni kendine benzetir ya da yok eder,
derler. Hızla gözlerimizin önünden kayıp giden kadim şehirlerimizden Ada da
nasibini almıştır. Ada, bozkırın ortasına kurulmuş kadim bir kasabadır. Bu
deniz artığı bozkır, sakinleri için bir hatıra sahnesidir. Ada’nın bozkırı;
doğanın ve insan ruhunun en karanlık köşeleri ile en parlak ışıkları arasındaki
zıtlıkları taşır.
Ada; donukluğu Ankara’dan, dinamikliği İstanbul’dan almış
bir Anadolu şehridir. Kahveler, kafeler, alışveriş merkezleri yaygınlaştıkça
çehresi gibi huyu da değişmekte. Osmanlı’nın son döneminden bugüne doğudan,
batıdan Ada’ya göç eden karakterler; endişeleri kendilerini yiyip bitirmeden bu
bozkırda dönüşüme uğramıştır.
Bozkır derin bir boşluktur. Her şeyi ya yok eder ya kusup
atar öteye. Kendisi ile öteki arasına aşılmaz bir sınır koyar.
Bozkırın derin
suskunluğunda herkesin farklı bir iç yolculuğu vardır. Sonsuzluk, hayat, ölüm…
Bunlar bozkırın konularıdır.
Ve bozkır kelimeyi
değil, susuşu sever.
Hangi bozkır
derseniz; erbabının malumudur…