İsimlendirme Anatomisi
Her şeyin bir adı vardır;
dokunduğumuz, gördüğümüz, sevdiğimiz... Bilinçli veya bilinçsiz var olan bu
isim meselesi, belki de varoluşun ön koşuludur. İsim sadece bir çağrı aracı
değil; varlığın görünür olmasının, kabul edilmesinin ve onu tanımanın ilk anahtarıdır.
İsmi olmayan bir varlığı ifade etmek mümkün değildir. Olan veya olmayan her
şeye bir isim verdik ve vermeye devam ediyoruz. Dünya yüzeyinde isimsiz doğan
ve yaşamaya devam eden kimse var mıdır, zannetmem. Kendime bu konu hakkında
birçok soru sordum ancak aldığım cevaplar beni tatmin etmedi. Araştırmalar
yaptım, kaynaklar taradım, hikâyeler okudum. Konuya dair elle tutulur birçok
fikir edinmeyi başardım. Kafamda oturan bir gerçeklik yaratmayı nihayet
başarabildim.
Bu konuya güzel bir örnekle
başlayabilirim: "İsimsiz Adam" adlı bir hikâye okumuştum. Bu eski
hikâyede, isimsiz doğan bir çocuğun öyküsü anlatılır. Ailesi, onun kim olduğunu
ve gerçek kendini bulması için ona isim vermez. Yıllar geçer; çocuk farklı
yerlerde, farklı insanlar tarafından farklı isimlerle çağrılır. Her bir isim
ona başka bir kimlik yükler. Kimi zaman cesur, kimi zaman silik bir karaktere
bürünür. En sonunda kendine ait olmayan bu kimliklerin yükünden yorulur. Bir
nehrin kenarında durup kendi adını fısıldar. O an ilk kez var olur çünkü insan
adını bulduğu anda kendini keşfeder. İnsan ismiyle hayatta bir kez yer bulur.
Adımız söylenince dönüp arkamıza bakarız çünkü o seslenişte biz varız.
Ancak adımız bize verilmiş midir
yoksa biz mi bize verilen isme dönüşürüz? İçimizden kaç kişi ismini severek
kimliğinde taşıyor? Kaç kişi önemli bir ortamda ismini yüksek sesle söylemekten
çekinmiyor? İsim seçme konusunda şanslı olmayan çok sayıda insan var. Elimizde
olmayan bir seçim sonucu, bize yakışıp yakışmadığını bilmediğimiz bir ismi
taşımak zorunda kalırız. Doğduğumuz andan itibaren, belki de yüzümüze bile
bakılmadan, daha önce kullanılmış bir isim seçilir ve hayatımız boyunca o
harfleri üzerimizde taşırız. İsim seçiminde etkili pek çok faktör vardır:
ebeveynlerimizin kültür seviyesi, eğitim durumu, yaşanılan coğrafya, inançlar,
çevre baskısı... Tüm bu unsurlar bize verilen ismin şekillenmesinde başrol
oynar.
İsminden utanan birçok insanla
karşılaştım. Kendi seçimi olmayan, ismini kendine yakıştırmayan insanlar... Bu
isimlerden sürekli kaçarlar. Çocuklukta alay konusu olmak, arkadaş ortamlarında
kendini ezik hissetmek gibi psikolojik baskılar yaşanır. Bize birkaç harfin
verdiği zarar yaşam boyunca ruhumuzda derin izler bırakabilir. Peki, herkesin
ismi kötü mü konulmuştur? Herkes mi isminden nefret eder? Elbette hayır.
İsmiyle gurur duyan, güzel bir ismi taşıdığı için güçlenen pek çok insan
vardır. Bunun için annesine, babasına teşekkür edenleri tanıyorum. Burada
vurgulamak istediğim şey, herkesin bu konuda aynı şansa sahip olmadığıdır. Şans
diyorum çünkü yaşadığınız coğrafya farklı olsa belki de utandığınız ismin
yerine daha modern, daha klas bir isme sahip olabilirdiniz. Bu da yaşamla daha
barışık, daha pozitif bir ruh haliyle hayatınızı sürdürmenize katkı
sağlayabilirdi.
Peki, edebiyatta bu konu nasıl ele
alınır? Yazar, karakter isimlerini seçerken nasıl bir yol izler? İnsan
isimlerinin karakter, kader veya algı üzerindeki etkisi, edebiyat ve düşünce
tarihinde birçok yazarın dikkatini çekmiştir. Bilinçli bir şekilde yapılan
karakter ismi seçimi, okuyucuyu doğrudan etkileyen bir eylemdir. Yazar seçtiği
isimle okuyucusuna seslenir. Bu sesin etkisini güçlü kılmak amacıyla yapılan
seçim anlatının başarısını artırır. Bu çabayı iki kez okuduğum Suç ve Ceza
kitabında gözlemledim. Fyodor Dostoyevski, kitabın başkarakteri olan
Raskolnikov ismini bilinçli bir amaçla seçmiştir. Araştırmalarım sonucu
öğrendim ki Rusça "raskol" (bölünme, ayrılık) kelimesinden
türetilmiştir. Dostoyevski bu ismi kullanarak karakterin içsel çatışmasına ve
bölünmüş benliğine gönderme yapar. Okuma süresince bu durumu açıkça
görebiliriz. Raskolnikov’un yaşadığı içsel bölünme ve ahlaki sorgulamalar,
kitabın birçok bölümünde kendini gösterir. Yani Dostoyevski karakter ismini
rastgele değil, çok katmanlı bir algı yaratmak amacıyla seçmiştir. Bu konuda
yaptığım diğer araştırmalar sonucunda Jorge Luis Borges, Umberto Eco, Albert
Camus ve Haruki Murakami gibi yazarların da isim seçiminde bilinçli tercihler
yaptığını gördüm. Bu yazarlar karakterlerin ismi üzerinden okurda kimlik,
aidiyet ve birey olma gibi temaları sorgulatmayı hedefler.
Eğer isim seçme lüksümüz olmadıysa
bize verilen ismin anlamını değerli hâle getirmek bize düşer. İsmi kötü
verilmiş biri eğer kendisi iyiyse insanlar zamanla ismine değil, onun
kişiliğine odaklanır. Hatta zamanla kötü isim, iyi olan bir insanın üzerinde parlar.
Bazen en büyük eylem, sana verilen değil, senin istemeden de olsa alıp
güzelleştirdiğindir.