Karanlıkta Çizilen Portre
Eşref Abi, benim hayatımda tanıdığım
süper güçleri olan tek insan. Onunla tanışma hikâyem ve başımdan geçen bir
hadise kendisi kadar süper değil ama yine de anlatmaya değer: Sene 2009, Bursa
Tayyare Kültür Merkezi'nin ilk açıldığı zamanlar. Civarından geçerken içeride
bir resim sergisi olduğunu gördüm. O kadar boştu ki, üstüne üstlük kendi boş
vaktimle de birleşince bir gezip dolaşma isteği kapladı içimi. En az sergiye
girişim kadar üstün körü resimlere bakıyorum; o sırada tam karşı masada oturan
ve yanındaki adamın kulağına bir şeyler fısıldayan adam dikkatimi çekti. Teksas
kovboy şapkası, iri camlı siyah filmli gözlükleri, neşeli tavırları olan ve
erkeksi bir karizmaya sahip birisiydi. Aynı zamanda bir şey daha fark ettim;
görme engelliydi. Görme engelli birisi neden resim sergisindeydi ki?
İçimi bir merak kapladı; aynı
zamanda adamın neşeli tavırlarına da güvenerek yanına gittim. Ben yanına
vardığımda masada başka kimse kalmamıştı. Ayak seslerimden birinin geldiğini
anladı ve "Merhaba, hoş geldin," dedi bana doğru. Sesinin tınısından
ve güler yüzünden sohbet etmek istediğini anladım. Oturdum yanındaki
sandalyeye; hakkında en ufak fikrim olmayan bu sevimli adamla daldım sohbete.
Şimdi hatırlamıyorum tabii en ufak şey; ne konuştuk, ne konuşmadık. Aklımda
kalan şeyler cana yakınlığı ve sohbetinin tatlılığı.
Bir de 15 yıldır sakladığım, benim
için çizdiği resmi var. "Senin için bir şey çizmemi ister misin?"
diye sormuştu. Ben o kadar şaşırmıştım ki! "Bu iş nasıl olacak?" diye
içimden geçirirken hiç düşünmedim ne çizdirsem diye. Evdeki kedim geldi aklıma;
"Kedi," dedim. Sonra şaşkın şaşkın Eşref Abi'yi izledim kaldım. Öyle
ince bilek hareketleriyle öyle güzel düzenledi ki resmi; "Sanat sadece
ürün ortaya çıkınca değil, sanat yapılırken de sanatmış," diyorum ben o
anları hatırladığımda. Altına da imzasını atıp "Sevgilerimle, Eşref
Armağan," yazmıştı. "Teşekkür ederim," deyip çıktım oradan. Ama
ne şaşkınlık, ne hayranlıkla çıktım anlatamam. Hemen çıkardım telefonumu,
Google'ladım.
Eşref Abi, dünyanın ileri gelen
üniversitelerinin araştırma konusuydu. Hakkında pek çok araştırma ve iki
belgesel yapılmıştı. Hakkında hiç Türk menşeli çalışma, araştırma bulamamanın
üzüntüsünü yaşarken araştırmaların sonuçlarına göre Eşref Abi'nin beyninde bazı
farklılıklar bulunmuştu. Eşref Abi bir cisme dokunduğu zaman beyninde dokunma
duyusunun sinirleri değil, görme duyusu ateşleniyordu. Yani Eşref Abi dokunarak
görüyordu! Eşref Armağan bir sinestezikti yani! Sinestezi, birleşmiş duyular
demekti. Eşref Abi'nin görme ve dokunma duyusu birleşmişti ve ortaya böyle
Allah vergisi bir yetenek çıkmıştı. Şu anda da, bunları öğrendiğim ilk zamanda
da içimde kabaran duyguları aktarabilmek güç. Sanki İstiklal Marşı okumak gibi
diyebilirim. Görmeden gölgeyi ve ışığı kullanan tek ressam bir Türktü! Şu an
kendimi tekrardan İstiklal Marşı okumuş gibi hissediyorum.
Araştırmamı biraz daha
derinleştirdiğimde; Eşref Abi resim çizmeye hayatı anlamlandırabilmek, dünyayı
kendi penceresinden görebilmek için başlamış. Çok duygu yüklenmiş cümleler
bunlar. Doğuştan görme engelli olan Eşref Abi, bu durumunun ilk beş yaşındayken
ayırdına varıyor. On iki yaşındayken babasının tahtaya yonttuğu kelebek
şeklinin aynısını kâğıda çiziyor ve bunu gören herkes çok şaşırıyor. Eşref Abi
o gün, "İnsanları şaşırttığıma göre başardım," diyor ilk defa. O
günden beri de insanları şaşırtmaya, bizleri gururlandırmaya devam ediyor.
Eşref Abi de Instagram furyasına
katılmış. Bir süredir takip ediyorum kendisini. Yaptığı resimleri paylaşıyor,
nasıl çizim yaptığını kısa videolar hâlinde paylaşıyor. Bir de kendisi gibi
görme engelli eşiyle fotoğraflar paylaşıyor. Eşinin adı Nilüfer Küçükşantürk
Armağan; kendileri şair. YouTube'daki kanalında kendi yazdığı şiirleri okuyor.
Arka planı da Eşref Abi'nin tabloları. 28 tane videosu var; aralardan kaydırıp
dinliyorum bazılarını. "Acaba hangileri Eşref Abi içindir?" diye
düşünüyorum istemsizce. Eşi, Eşref Abi için şiir yazabiliyordu; Eşref Abi de
eşi için bir tablo yapabilirdi. Bunlar iki sanatçı için çok muktedir şeyler.
Sonra sonra aklımda başka bir fikir beliriyor.
Eşref Abi bazı tablolar için
kalıplar kullanıyormuş. Resmini çizebilmesi için küçültülmüş prototipler bir
nevi. Bunları kullanarak çizeceği tablo hakkında izlenim ediniyor.
"Kaplumbağa Terbiyecisi" tablosu edindiği izlenimler arasında
zirvesidir bence Eşref Abi'nin. Sonra "Zirvenin zirvesi ne olur?"
diye düşünüyorum. Elbette, elbette! Görme engelli bir ressamın yaşayan bir
insanın portresini yapması! Acaba Nilüfer Hanım'ın da yüzünün kalıbı çıkarılsa
Eşref Bey için. Eşref Bey dokunsa, dokunsa eşinin yüzüne; sonra görse, görse
Nilüfer Hanım'ın güzeller güzeli yüzünü. Dokunarak gördüğü, görmeden sevdiği bu
yüzün bir portresini çizse? Sanırım dünya sanat tarihine geçecek bir tablo
olurdu. Sonra bu tabloyu Nilüfer Hanım her zamanki gibi arka planına koysa, Eşref
Bey için yazdığı bir şiiri okusa bir harika olmaz mıydı?
Hayalimi sürdürdükçe heyecanım
artıyor ve soluğu Eşref Abi'nin mail adresinde alıyorum. Başlıyorum yazmaya:
"Saygıdeğer Ressam Eşref Bey, ben uzun zamandır sizin çalışmalarınızı
takip eden bir hayranınızım. Yaptığınız her yeni resimde heyecanlanıyor, kendi
çapımda yorumlarımla destekliyorum. Bu sefer aklımda başka bir şey belirdi,
sizinle paylaşmadan edemedim. Eşinizle pek güzel bir ilişkiniz var; kendi
içimde yine bunu takdir ederken şöyle bir fikir geldi: Eşinizin yüzünün kalıbı
çıkarılsa, siz de bunu resmetseniz sanat tarihi için eşsiz bir eser olur bence.
Adına 'Karanlıkta Çizilen Portre' derler belki. Basına sunulduğunda hak
ettiğiniz saygıyı daha çok görürsünüz inşallah. Eşiniz Nilüfer Hanımefendi de
bu portrenin içinde uyandırdığı hisleri şiire döker. YouTube kanalında okur
şiirini, arka planında da sizin çizdiğiniz portre olur. 'İki Sanatçının Aşkı'
olarak geçer bu olay artık tarihe; ileride ben böyle anlatırım, söz. Neyse
bunlar benim kurduğum hayaller işte Eşref Bey. Çok iyi bakın kendinize,
sağlıcakla kalın."
Maili bitirip göndere basıyorum.
Adımı özellikle belirtmedim ki eğer fikrimi gerçekleştirmek isterse bana borçlu
hissetmesin. Portrede adı geçmesi gereken ben değilim, bir tek Nilüfer Hanım.
Bu mailden sonra bir kabul ya da ret cevabı gelmiyor. Zaten gelmesine de gerek
yok; ben Instagram'da ana sayfayı kaydırıyorum yine, Eşref Abi'nin
paylaşımlarını beğeniyorum. YouTube'da Nilüfer Hanım'ın şiirlerini dinliyorum.
Her şey her zamanki gibi. Ben Instagram ve YouTube ana sayfamı kaydırıyorum,
beğenilerimi atıyorum; onlar da yeni paylaşımlara devam ediyorlar.
Bir gün yine ana sayfayı
kaydırıyorum, önüme bir portre düşüyor. İnce sivri burunlu, çıkık elmacık
kemikli, çekik gözlerini yummuş bir kadın portresi bu. Siyah beyaz çizilmiş;
yüz detayları gölge ve ışıklarla oluşturulmuş. Görünce heyecanlanıyorum, hemen
beğenip açıklamayı okuyorum: "'Karanlıkta Çizilen Portre' isimli yeni
tablom. Sevgili eşim Nilüfer Hanım'ın portresini çizdim. Bana bu fikri veren
saygıdeğer takipçime teşekkürlerimi sunuyorum ." Bu sevinçle portreyi bir
kez daha inceliyorum: Nilüfer Hanım'ın portresinde yüzü huzurlu, dudakları
yukarı kıvrık. Yaşının getirisi yüz kırışıklıkları yumuşak bir şekilde işlenmiş
portresine. İfadesindeki huzuru ve mutluluğu perçinlemiş bu. Kıvırcık kısa
saçları ile tablo bütünleşip bitiyor. Bu da tabloya dinamizm katmış; tablo
büyüyor gibi sürekli. Biz tutmasak tabloyu sanki arşa çıkacak.
Bir soluk YouTube'a giriyorum. İşte,
işte beklediğim video gelmiş: Arka planında kendi portresi olan, Nilüfer
Hanım'ın yazdığı şiiri okuduğu video. Hemen tıklıyorum, akmaya başlıyor
dakikalar:
"Benim seni görmediğimi
söylüyorlar
Nasıl olur dedim?
Ben her gün görüyorum senin beni
nasıl, nasıl sevdiğini
Benim seni görmediğimi söylüyorlar
Nasıl olur dedim?
Ben her gün görüyorum senin hayata
duyduğun şevki
Benim seni görmediğimi söylüyorlar
Nasıl olur dedim?
Ben her gün görüyorum resim çizerken
yaşadığın mutluluğu
Benim seni görmediğimi söylüyorlar
Nasıl olur dedim?
Ben her gün görüyorum yüzümün her
zerresini hissedişini
Benim seni görmediğimi söylüyorlar
Nasıl olur dedim?
Ben her gün görüyorum yüzüme
dokunuşunun derinliğini "
Video bitiyor. Ben de tıklıyorum
hemen "like" tuşuna. Yapıyorum yorumu da hemen: "İki Sanatçının
Aşkı olarak geçti bu olay tarihe! Duyan duymayana söylesin! Eşref ve Nilüfer
Armağan birbirlerini her şeyden daha iyi görüyorlar!"
(Eşref Armağan - Gözleri görmeden
resim çizen Türk ressam)