Şifa Olsun
Gençliğinden beri astım hastalığıyla mücadele eden
babaanneme en iyi gelen şey, hiç kuşkusuz açık havanın ferahlığıydı. Kalabalık
ortamlarda bulunmayı sevmeyen babaannem dağ havasını çok severdi. İmkânımız
oldukça hafta sonları onu da alıp arabamızla, tırmanabildiğimiz kadar Toroslara
çıkardık. Yolculuğumuz başlarken babam nezaketen “Nereye gidelim anne?” diye
soracak olsa babaannemin her zaman için tek cevabı “Suyu akan bir yere” olurdu.
Bu cevap ailemizdeki herkesi memnun ederdi. Annem, bulaşıkları eve taşımayacağı
için memnun olurdu. Babam, “Hazır su varken Anadolumuzu yıkayalım,” der
keyiflenirdi. Kardeşimle benim için de biraz konfor biraz da eğlenceydi su.
Hele ki bulduğumuz çeşme havuzlarının yanlarında yalak da varsa değmeyin
keyfimize; sudan çıkmazdık.
Babaannem yolculuğumuz boyunca penceresinden sakince etrafı
izlerdi. Gözlemlerimiz sırasında, bize gayet doğal gelen durumlara o, gözlerini
açarak ve de köyüne has “Beee!” ünlemiyle vurgulayarak tepki vermekten kendini
alamazdı. Yeri gelir bu durum kaldırımda yürüyen ilginç saç modeliyle bir kadın
olurdu, yeri gelir bir binanın sırtına asılmış reklam afişindeki mobilya resmi.
Babaannem gittiğimiz yerin suyunu tatmaktan da ayrı keyif alırdı. “Şifa
niyetine,” der ya da “Mevlam Kevser Irmağı'ndan da içirsin,” der, içmemiz için
bizi de tembihlerdi. Kardeşimle ben biraz dalgasına biraz oyununa içerdik de
içerdik. Tabii o zamanlar sosyal tesisler bu kadar sık aralıklarda olmadığından
o kadar su içtikten sonra yüksek çalı arkaları bulmamız için annem sırayla bize
eşlik ederdi.
Gel zaman git zaman, annemin rahatsızlığından dolayı
alternatif tıpla yakından ilgilenen —başta amcam olmak üzere— pek çok
bilirkişi(!) anneme şifalı su olarak adlandırdığımız Torosların kaynak
sularından içmeyi tavsiye eder olmuşlardı. Modern tıptan yeterli şifayı
bulamadığına şahit olduğumuz annemin dayanılmaz kıvranışları bizi her hafta
sonu Torosların farklı kaynak sularını bulmaya teşvik eder olmuştu. Şifalı su,
kaplıca suyu, kaynak su; nasıl tanımlarsanız, hemen hemen her hafta gidiyorduk.
Hatta o hafta içi annem susuz kalmasın diye yanımızda götürdüğümüz bidonları da
dolduruyorduk. Hamdolsun, bir süre sonra annem şifa bulmuştu.
Yıllar sonra yaşamaya başladığım Bosna’da elbette dikkatimi
çeken şey tarihi yapılarının yanı sıra Yaradan’ın bu topraklara bağışlamış
olduğu iklimi ve bitki örtüsüydü. Sayısız dağlarının üzerini örttüğü yeşili ve
onu besleyen kaynak suları. İgman Dağı'nın her cephesinden aşağı bıraktığı
kaynak suları kâh şelale olarak bırakır kendisini kâh küçük bir akarsu kâh
coşkun bir nehir.
Birkaç hafta önce Bosna’nın güney tarafında bulunan
Mostar’daydım. Bosna’nın güney kesimi Akdeniz iklimini andırır. Denize daha
yakın bir bölge olduğu için iklimi yumuşaktır. Sert iklimin kudretini gösteren
devasa dağların yerini daha küçükleri ve de tepeleri alır; Çabulya ve Preny
Dağcıkları gibi. Kendilerine nispet aşağı bıraktığı suları büyük olan Kravica
Şelaleleri'ni göstermek istedim kızlarıma.
Trebižat Nehri'nden 25 metre kadar aşağıya akan şelaleler,
gerçekten izleyenlere görsel bir şölen sunmaktaydı. 120 metre kadar genişlikte
birkaç koldan oluşmuş şelaleler, sularını bıraktığı yerlerde küçük bir gölet
oluşturmaktaydılar. Yabancı turistlerin yeni yeni keşfettiği Balkanların
Niagara’sında seyre kanmayıp göletinde yüzen de vardı.
Mostar’a bir saat uzaklıkta yer alan bu doğa harikasına
vardıktan bir süre sonra küçük kızım da karşı koyamadı ve göle daldı. Yüzerek
yanıma kadar geldiğinde “Anne, su çok güzel. Daldıktan sonra şifa olsun diye
suyundan da içtim,” dediğinde bir an şaşırdım. Farkında olmadan, atalarımın
bana öğrettiği “Şifa olsun,” tabirini kızıma öğretmekle kalmayıp suyundan
tatmasını da mı öğretmişim, diye geçirdim içimden. O an babaannemi hatırladım.
Toroslara çıkışımızı. Piknik yaptığımız hafta sonlarını. “Acıymış,” demeden,
“Kokusu ağırmış,” demeden annemle beraber ailece içtiğimiz kaynak sularını
hatırladım. Bana kadar
uzanan hayat ağacımın köklerinin benden sonra çocuklarımla birlikte yol almaya
devam edeceğinden emin olduğum, haklı bir gurur hissettim. Hamdettim.