✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
Deneme ✦ 5 DAKİKA OKUMA · 1 FİNCAN KAHVE

Şiir mi Düzyazı mı?

Şiirde saklanırsın da düzyazıda çıplaksındır. Şiirde sır olandır şair; ne âşıktır sır olan ne de bir ömürdeki yaşananlar. Şiirin sunduğu kalkanı hangi kurşun geçerdi ki? Hangi şair...

Şiirde saklanırsın da düzyazıda çıplaksındır. Şiirde sır olandır şair; ne âşıktır sır olan ne de bir ömürdeki yaşananlar. Şiirin sunduğu kalkanı hangi kurşun geçerdi ki? Hangi şair, tam anlaşıldı ki? Hangi şiir eleştirisi kesinkes bir kanıyla tutuldu ki elde; hepsi kaydı, parçalandı ve çürüdü. Ömürlük korurdu şiir, ayırt etmeksizin, en şükür dolu saygı bolluğunda, bir şefkat kucağında. Hangi saklanmak, bir şiirdeki kadar sanatsaldı ki? Merhametin o dayanaklı ama bir o kadar pamuk yüreğinde, en güvenli yaşamak sunulurdu bir ömür.

Ya düzyazı, netti, saftı, dürüstlük abidesiydi. En büyük ülkenin, en büyük şehrindeki o koca meydan gibidir düzyazı. Hem herkesin hem de hiç kimsenin; herkesin uğradığı ama kimsenin tam anlamıyla sahiplenemediği. Ama yalnızca meydan değil, bir pazar yeridir aynı zamanda. İçinde sesler karışır, kokular birbirine bulaşır, kimi bağırır kimi fısıldar; cesuru da orada, korkağı da. Her cümle bir tezgâh gibidir: Kimi sana taptaze meyveler sunar, kimi bayatlamış ekmekleri. O yüzden düzyazıda gezerken duyduğun gerçeklik, onun kalabalığından ve çıplaklığından doğar. Hiçbir sansür kapatamadı anlattıklarını, silemedi, yok edemedi. Teşhir ettikçe etti kendini, iyice de arsızlaştı, dersin sonunda. Dilinin kemiği yoktu; susunca da tüm dünya sana küsmüş sanırsın.

Yavaş yavaş kapanan göz kapaklarındaki o ıslak kirpikler, O kirpikler üzerindeki bir damla, oldu dilsiz kıza bir dilbaz. Göz bebeklerimin isyan eder hâli, o minik yumruklara kitlendi, Kaskatı kesilmiş o minik bedenin titremesi, tokat fırtınası estirdi. 

Şiir bir volkan patlamasıdır; düzyazı ise süregiden bir duygu ya da düşünce nehridir. Şiir, seni boğan suyu fışkırtmadır; duran kalbin atması, duraklayan soluğun yeniden alışverişidir. Aynı zamanda aynaların iç içe geçtiği bir labirenttir. İçine giren ya kendini çoğaltır ya da kaybeder. Kendi yankısını bulduğunda ürperir, kaybolduğunda ise yeniden arayışa sürüklenir. Şiir, okuyucusuna hem yol gösterir hem de yollarını karıştırır; onun gücü de tam buradadır. Paradoksal bir aşktır şiir, aşkın kendisi; tüm duyguların, düşlerin sahibidir ve aynı zamanda bir duygu, düş, arzu yiyicisidir şiir; doymaz, sahip oldukça da acıkan, büyüyendir içten içe. Utangaçlığından mıdır yoksa ketumluğundan mı, bilinmez, içinde yaşar yıllarca ve artık daha yutulamayanı da midenin sarmalayamadığını da kusandır.

Şiirin içedönüklüğü oranında da dışadönüktür düzyazı. Tutamaz dilinin altında ufacığı da zerreyi de, dilinin ucunda yaşar. Her gelen dile, vücut bulup doğar. Pat pat anlatır olan biteni, örnekleriyle örneksizliğiyle. Biriktirmez, anlıktır geleni dökmesi. Devamlı akar, sürekli sirkülasyonu sağlar. Her gidişata göre günceller kendini. Herkes anlasın, duysun ister kendini. Sadece romantik değil, ussaldır yeri geldiğinde de. İsteyene ruhundan, isteyene bedeninden dokunur. İstemeyen karşısında da susmaya oturur. Bir çocuğun ilk defa yazdığı bir düzyazı düşün: “Bugün okula gittim, öğretmenim bana gülümsedi.” Net, yalın, dürüsttür. Aynı çocuğun ilk şiirini hayal et: “Öğretmenim gülümsedi, sanki güneş açtı sınıfta.” İşte aradaki fark, birinin anlatması, diğerinin hissettirmesidir. Biri göz önüne serer, diğeri kalbe dokunur.

Gürül gürül yaşlar boşandı boğazımdan mideme, Yaşların hepsi içime doldu da genişledim boğularak; Sığamadıkça kendime bağırdım, yine içime içime, Avaz avaz, hıçkırıklarla düğümlendi çığlıklarım zihnimde. 

Pürdü şiir; taştı, taştıkça çoğaldı. Kanser gibi yayıldı, tuttuğuna bulaştı, hasta etti. Dalga dalga vurdu, esti, çarptı, kitledi dokunduğunu. Kıvrandı hisseden, çıldırttı, çılgına döndü dinleyen de. Özlerin dehlizinde uyuyan devler, meğer ne hassasmış, ne hâlihazırda beklermiş de ufacık bir etkiye kocaman dolular yağdırdılar. Yıkıp geçtiler, yıkılıp dağıldılar dört bir yana. Oysa bu çılgınlığı sadece bir izleyendi düzyazı o yüksek kalesinde. Etrafı dikenli tellerle örülü, sınırları olan ve içeri sadece kendisini tanıyan, özel izinleri olanların girebildiği kalede, dokunmadan yaşayan, sadece işi düşenin çaresini anlatan bir öğütçü gibi. Oturuyor, oturduğu yerde, en bilgece laflarını, en anlayana eden; anlamayacaksa anlatılan susan, kenarda tozlanandır o. Rafların doldurucusudur belki de.  

Ah, cefakâr küçük leydim, suskunluğun büyülüyor, Yüreğimi ellerimle söküp atsam, bunca övündüğüm aşkımı; Parçalasam o masumca taşıdığım tüm yükleri, merhameti, Tüm özlemlerime ölümcül düğümler atsam, anlar mıyım seni birazcık?

Şiir, yektir ve tekil; dizginlediği ya da dizginleyemediği ya şairidir ya da onu dinleyeni. İçindeki ya kahramanını ya da esirini anlatır, taşırır. Belki de paylaşır bir dost gibi, dertleşir, üzülür, coşar. Dersin, vay be, bu koca alemde nasıl yaşar tek kişi? Yalnız, yapayalnız, sırılsıklam bir yalnız, nasıl olur da kalır hayatta yıllarca ve hatta yüzyıllarca? Yalpa’yalnızlık ömrü kısaltır, bilir herkes. Korkulan bu yalnızlık, pek bir kılbazdır şiirde, estetiksel bir kemik yalayıcı, demeliyim belki de.  Ele aldığı tek şeyi, tüm parçalarıyla sahiplenir ve sahipletir de. Âşık olunamayacağa eder âşık, âşık olunacak olana da düşman. Sözü, dili, verdiği his en gerçeğindendir, hakikat budur, dersin.

Bir olur mu hiç, yaşadığı yaşamadığı, gördüğü duyduğunu anlatan düzyazı ile? Evet, akıl yürütmeleri ile senin zihnin de doğrudur, der belki lakin his olmayınca da sinmez için içine. Eksiktir, eksik bırakır. Pek bir robotça baktırır, paslanmış gibi cızırtılarla dikkat de dağıtır. Bir an duraklatır, sonra yine yol aldırır. Çetin cevizsen, bol inançlı, temeli olan bir kültür çocuğu ya da yetiştiricisiysen hiç de bulamaz kendisine olacak o ömürlük yoldaşı.

Nasıl dönüp giderim şimdi, söyle, nasıl söylenirim yüzsüzce, İçime bulaşan bu ıstırabın isleri, güldürür mü gözlerini ruhumun? Sana dokunan o kirli ellerin bendeki izlerini kusuyorum günlerdir, Kana kana kusmanın, parçalanarak yaşamanın acısı hiç diner mi, söyle?

Şiir müzik gibidir; ritmi, iniş çıkışı, sessizlikleri bile anlam taşır. Düzyazı ise resimdir; çizgilerle, konturlarla, belirgin renklerle netlik kazandırır. Müzik, dinleyenin içinde titreşim uyandırır, resim ise göze sabitlenir. İkisi aynı gerçeğe bakar ama farklı duyulara dokunur belki de.

İçimde saklanan kelimelerim, yankısız kaldı karanlık bir boşlukta; Sessizlik, bir mezar taşı gibi dikildi karşıma. Uçurumda sallanan acılarımı dahi tutacak tek harf bulamadım; Düşüşler, bir şiir gibi kanattı kalbimi, düzyazı gibi gömdü derinlere.
✂ · ESERİN SONU · ✦