✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
Öykü ✦ 4 DAKİKA OKUMA · 1 FİNCAN KAHVE

Takviye Almalısınız…

Bu eczanenin adı “sevda” değil de “takviye” olmalıydı. Neden mi anlatayım: Önce eczanenin sahibi Eczacı Çilem Hanımdan bahsedeyim. 50’li yaşlarda, hiç evlenmemiş, ona göre ömrü adı...

Bu eczanenin adı “sevda” değil de “takviye” olmalıydı. Neden mi anlatayım:

Önce eczanenin sahibi Eczacı Çilem Hanımdan bahsedeyim. 50’li yaşlarda, hiç evlenmemiş, ona göre ömrü adına mühürlenmiş ve adının müsebbibi olmuş bir kadındı. Çilem Hanım babası istediği için eczacı olmuş, abisi istediği için bu eczaneyi açmış, annemin komşusu olan teyzesi istediği için de beni işe almıştı. Sevgili Çilem Hanım’ın annesi; orta boylu, tıknaz, kilolu, siyah dip boyası gelmiş sarı saçları ve incecik dudakları ile yere göğe sığdıramadığı kızına kimseleri beğenememiş. İsteyen herkes kel, çirkin, saf veya içten pazarlıklıymış. İyi niyetli, güzel, alımlı, becerikli, akıllı kızına zinhar hiçbiri uygun olmadığı için, anne isteğiyle kedileriyle yaş almaya başlamış Çilem Hanım.

Eczacımızın pek ünlü huyuna değinmeden önce, bulamadığı sevdaya mı inat eczanemizin adı “Sevda” oldu, hiç bilmiyorum.

Eczanenin karşısında giriş katında oturan kedici teyze, Çilem Hanım’ın müşteriye takviye satmadan yaşayamadığını anlatırken bile iç çekiyordu. Çünkü kapıdan giren her müşterinin reçetesinde tek kalem ilaç bile yazsa, Çilem Hanım gözlüğünü takar, dudaklarını büzerek önce reçeteyi sonra müşteriyi uzun uzun süzer ve o meşhur soruyu sorardı:
“Sadece bu mu?”

Soruyu duyunca zaten hâli hazırda hastalıktan solmuş müşteri, iyice beyazlar; Çilem Hanım da bu fırsatı değerlendirip şık bir hamleyle takviye ilaçların arasına dalardı. Rafların aralarında kaybolur ve elinde genellikle doktorun yazdığı ilaçtan daha pahalı bir ürünle geri dönerdi. Ürünü öyle bir anlatırdı ki, insan reklam jingle’ı duymadığını şaşırırdı. Sonunda müşteri, “Yeter ki konuşmayı kessin!” diyerek, ilaçlarını ve takviyelerini alıp dükkândan kaçarcasına uzaklaşırdı.

Bir gün bu tablo zirve yaptı…

Kasabanın öğretmeni Mahmut Bey grip olmuştu. Normalde dimdik duran, ceketi ilikleyen adam, eczaneye sanki biri arkasından “Gitmezsen notunu kırarım!” demiş gibi sürüne sürüne girdi. Reçeteyi uzattığında bile yüzünde “Umarım bugün takviye günü değildir” korkusu vardı.

Çilem Hanım reçeteyi aldı, gözlüğünü taktı.
Ben o an içimden “Eyvah,” dedim.
Gözlük + büzülen dudaklar = takviye fırtınası.

— “Antibiyotik… bir de ağrı kesici.”
Sustu.
Mahmut Bey’in zaten şiş olan boğazına gemici düğümü oturdu.

— “Doktor… yeterli olur dedi…” diye kısık bir sesle ekledi.

Bu cümleyi kuran herkesin kaderi belliydi.

Çilem Hanım gözlüğünü çıkarıp tekrar taktı; bu, “Bu reçeteye ben karar veririm” merasimiydi.
— “Mahmut Bey, sizin bağışıklığınız çok düşük.”
— “Ben kendimi iyi hissediyordum aslında—”
— “Hissetmek ne demek? Bakın göz altlarınıza, vücut alarm veriyor!”

Mahmut Bey göz altlarını kontrol etti, ama o an ne görmesi gerekiyorsa onu görmeye çoktan ikna olmuştu.

Sonra Çilem Hanım kayboldu.
Ben her zamanki gibi “Belki bu sefer iki kutu getirir,” diye iyi niyetli bir hayal kurdum.
Tabii ki olmadı.

Elinde altı kutuyla geldi.
Vitaminler, omega-3, propolis, halkın yarısının bilmediği bir marka probiyotik ve ne işe yaradığını hâlâ çözemediğim “Bağışıklık Kalkanı Süper Güç Karışımı”.

Mahmut Bey kutulara bakıp yutkundu:
— “B… bunların hepsi… bana mı?”
— “Size ve 30 öğrencinize!” dedi Çilem Hanım. “Bir sınıfı mikrop saçmadan okutmak istiyorsanız bu set şart.”

Mahmut Bey’in göz bebeklerinde “Çocuklara mikrop mu yayacağım ben?!” paniği belirdi.
Cüzdanını çıkarırken ben, adamın iç sesini duyar gibi oldum:
“Keşke hasta olmasaydım da bu eczaneye düşmeseydim…”

Çilem Hanımın önerdiği ilaçları aldı, parasını ödedi.
Kapıdan çıkarken bana baktı, gözleri biraz sinirden biraz da hastalıktan kıpkırmızı:
“Evladım… Allah yardımcın olsun,” dedi.
Sonra kutularıyla beraber sürünerek uzaklaştı.

Çilem Hanım bu küçük kasabanın iki eczacısından biriydi ve bizim eczane çarşının tam ortasındaydı. Gerçekten de eczanenin bulunduğu sıranın sol tarafında da 6 dükkân sağ tarafında da 6 dükkân vardı. Herkese hem yakın hem de Çilem Hanım sağ olsun, uzaktı. Şehrin diğer eczanesi şehrin dışına doğruydu ve sahibi sürekli uyuklayan huysuz bir ihtiyardı. Anlayacağınız herkes Çilem Hanım'ın; eczanesine, takviyesine, büzülen dudaklarına, bitmeyen nutuklarına mecburdu.

Bu küçük kasabanın doktorları da artık Çilem Hanım’ı tanımışlardı. Ama hiç kimse bu küçük kasabanın en ulaşılabilir, neredeyse tek eczanesinin biricik sahibesiyle ters düşmek istemiyordu. Neticede Çilem Hanım’ın tavsiyeleri sadece “takviye” niteliğindeydi. Yani zararsızdı zararsız…

Şimdi Mahmut Bey'in halini gördükten sonra soruyorum: Çilem Hanım ile ters düşmeye değer miydi?

✂ · ESERİN SONU · ✦